UNICEF’ten çocuklar için çağrı

UNICEF’ten çocuklar için çağrı

UNICEF Genel Direktörü Henrietta H. Fore, Yemen’de 4.3 milyon çocuğun açlıktan ölme riskiyle karşı karşıya olduğunu, Suriye’de 300’den fazla eğitim kurumunun saldırılara maruz kaldığını açıkladı. Gazze’de de çok fazla çocuk ölümünün ve yaralanmasının rapor edildiğini belirten Fore, “Çocuklara yönelik saldırıları durdurun” çağrısı yaptı.

UNICEF Genel Direktörü Henrietta H. Fore çatışmalı bölgelerde yaşayan çocuklarla ilgili açıklama yaptı. “Gazze’de, martın başından beri protesto gösterilerinde çocukların öldüğünü ve yaralandığını gördük. Pazartesi günü, 2014 Gazze savaştan bu yana en ölümcül gün olduğu söylenen olayda çok fazla çocuk ölümleri ve yaralanması rapor edildi” denilen açıklamada, Orta Afrika Cumhuriyeti’den Güney Sudan’a, Suriye’den Afganistan’a, çatışma ortamlarında çocuklara yönelik saldırıların hız kesmeden sürdüğü, çocukların korunamadığı vurgulandı.

UNICEF Genel Direktörü Fore’nin yaptığı değerlendirmede, özetle şunlar yer aldı:

4.3 MİLYON ÇOCUK RİSK ALTINDA
“Çocuklar açısından ölümcül yanları hiç dikkate alınmadan her tür savaş yöntemine başvuruldu. Okullara, hastanelere ve diğer sivil tesislere yönelik gelişigüzel saldırılar, kaçırma olayları, çocukların silah altına alınmaları, ablukalar, gözaltında istismar ve insani yardımlara izin verilmemesi artık sıradan olaylar haline geldi. Örneğin, Yemen’de ileri sürülenlere göre, içinde bulunduğumuz yılın başından bu yana çatışmaların sonucu olarak 220 çocuk öldürülmüş, 330’dan fazla çocuk da yaralanmıştır. Bugün yaklaşık 4.3 milyon çocuk açlıktan ölme riskiyle karşı karşıya ve bu da 2017’deki düzeylere göre yüzde 24 artış anlamına geliyor.

GAZZE’DE ÇOK FAZLA ÇOCUK ÖLÜMÜ RAPOR EDİLDİ
Suriye’de barış umudu hala yok. Yılın ilk üç ayında hastanelere ve sağlık tesislerine 70’ten fazla saldırı teyit edildi. Çatışmaların başlangıcından bu yana 300’den fazla eğitim kurumu saldırılara maruz kaldı. Yaklaşık 5.3 milyon çocuk kendi ülkesinde yerinden olmuş ya da mülteci durumuna düşmüşken 850 bin kadar çocuk da abluka altına alınmış ya da ulaşılması güç yörelerde yaşıyor. Gazze’de, martın başından beri protesto gösterilerinde çocukların öldüğünü ve yaralandığını gördük. Pazartesi günü, 2014 Gazze savaştan bu yana en ölümcül gün olduğu söylenen olayda çok fazla çocuk ölümleri ve yaralanması rapor edildi. Bangladeş’te, Myanmar’da yakınlarda görülen kırımlardan sağ kurtulan 400 binden fazla mülteci çocuk insani yardımlara muhtaç.

GÜNEY SUDAN’DA 19 BİN ÇOCUK GRUPLARIN ELİNDE

Güney Sudan’da en az 2.6 milyon çocuk evlerini terk etmeye zorlanıyor. 1 milyondan fazla çocuk akut malnütrisyonun pençesindeyken, bunlardan 250 bininin durumu çok ağır ve ölüm riski büyük. Bu yıl içinde 600 kadar çocuk silahlı grupların elinden alınsa bile, henüz yaklaşık 19 bin çocuk savaşçı, haberci, taşıyıcı, aşçı hatta seks kölesi olarak savaşan taraflarca kullanılmaya devam ediyor.

ÇOCUKLARIN ÜÇTE BİRİ OKUL DIŞINDA
Afganistan’da çatışmalar yüzünden bu yılın başından beri 150 çocuğun öldürüldüğü, 400’den fazlasının da yaralandığı bildiriliyor. Orta Afrika Cumhuriyeti’nde geçtiğimiz birkaç ay içinde yeniden alevlenen şiddet olayları nedeniyle hemen hemen 29 bin çocuk evini terk etmek zorunda kalmış, böylece kendi ülkelerinde yerinden olan çocuk sayısı 360 bine yaklaştı. Beş yaşından küçük her 5 çocuktan en az 2’si kronik malnütrisyona maruzdur ve okul çağındaki çocukların üçte biri de bugün okul dışında.”

ÇOCUKLARA SALDIRILARI DURDURUN
UNICEF’in bilgi notunda yapılması gerekenler ise şöyle özetlendi:
“Tek başına insani yardım yeterli değil. Çocukların her zaman barışa ve korunmaya ihtiyacı var. Savaşın kuralları, sivillerin yasadışı hedef alınmasını, okullara ve hastanelere saldırılmasını; çocukların kullanılmasını, silahlandırılmasını ve yasa dışı gözaltına alınmasını ve insani yardımlara engel olunmasını yasaklar. Çatışmalar patlak verdiğinde bu kurallara saygılı olunmalı ve bunları ihlal edenlerden hesap sorulmalı. Gerçekten artık yeter: Çocuklara yönelik saldırıları durdurun.”

UNICEF’ten çocuklar için çağrı

 

Kaynak : Hurriyet.com

(0)

The Eysenck Personality Inventory (EPI) measures two pervasive, independent dimensions of personality, Extraversion-Introversion and Neuroticism-Stability, which account for most of the variance in the personality domain. Each form contains 57 “Yes-No” items with no repetition of items. The inclusion of a falsification scale provides for the detection of response distortion. The traits measured are Extraversion-Introversion and Neuroticism. Continue Reading…

(Yorumlara KAPALI)

Çocuğum Teknoloji ile Ne zaman Tanışmalı?

Çocuğum Teknoloji ile Ne zaman Tanışmalı?

Medicana International İstanbul Hastanesi’nden uzman psikolog ve pedagog Reyhan Ateş Yücel, teknolojinin ilerleyişi ve herkes için ulaşılabilir olmasının, hayatı kolaylaştırmakla beraber çocuklarda iletişim kurma becerilerini olumsuz etkilediğini belirtti.

Yücel, tablet ve akıllı telefonların okul yaşında kontrollü kullanılması gerektiğini aktardı.

Çocukları teknolojik aletlerle tanıştırma yaşının mümkün olduğunca geç olması gerektiğini belirten Yücel, şunları kaydetti:

“Özellikle 0-7 yaş arası dönem beyin gelişimi açısından son derece önemlidir. Teknolojik aletler bu yaş çocukların sosyalleşme ve iletişim kurma becerilerini olumsuz etkileyebiliyor. Okul öncesi dönem çocuğunun ihtiyacı olan tablet değil, ona bakım veren kişilerle kurduğu sağlıklı bağlardır. Okul öncesi dönemde çocuklar ekranlardan gelen uyaranları henüz işleyebilecek bir anatomik yapıya sahip olmadıkları için uykuya geçiş, uyku ve huzursuzluk atakları yaşayabiliyor. İlk yıllarda çocuğun temel ihtiyacı 5 duyusunu birden kullanabileceği, kendi sesine, gülüşüne ve tepkilerine karşılık bulabileceği, sanal değil, gerçek bir etkileşimdir. Bu da anne-babanın çocukla sağlıklı bir bağ kurabilmesinden geçiyor.”

“Tabletler ve akıllı cihazlar, her geçen gün evdeki yeni bakıcılar haline geliyor”

Reyhan Ateş Yücel, mevcut koşuşturmada birçok anne ve babanın çocukla oyun oynamak ve birlikte vakit geçirmek yerine akıllı cihazlara yöneldiğini aktardı.

Yücel, devamla şu değerlendirmelerde bulundu:

“Tabletler ve akıllı cihazlar, her geçen gün evdeki yeni bakıcılar haline geliyor. Çocuklar tablet olmadan yemek yemiyor, tablette şarkı dinlemeden uyumuyor. Ailece birlikte sohbet edilerek yenen akşam yemeklerinin yerini tabletle beslenme alıyor. Oysa çocuğun yaşamının ilk yıllarında tek ihtiyacı anne ve baba ile kurulan sağlıklı ilişkilerdir. Bu, hem ileri yıllardaki psikolojik gelişimin hem de öğrenmenin temelini oluşturur. Uzun süreli tablet kullanımı ile dikkat problemleri arasında ciddi bir ilişki bulunuyor. Bebeklik döneminde uzun süreli teknolojik alet kullanımına maruz kalan çocuklarda okula başladıklarında dikkat problemleri, hazzı erteleyememe ve uyum problemleri gözlenebiliyor. Tabletler, eğlendirici olmakla beraber gerçek dünyadan ve deneyimlerden uzaklaştırıcı etkilere sahiptir. Sanal ortamın o renkli, hareketli ve hızlı dünyası yanında gerçek hayat çocuklara son derece sıkıcı gelerek dürtüselliği artırıyor ve okul ortamında sabırsızlığa yol açıyor.”

Okul dönemi başlamadan önce çocukları mümkün olduğu kadar tablet ve akıllı telefonlardan uzak tutmanın önemli olduğunu vurgulayan Yücel, “Okul döneminde ise kontrollü ve amacına uygun kullanma öğretilebilir. Okul döneminde ödevlere katkı, bilgiye ulaşma ve bilgiyi doğru kullanma konusunda çocuklara yol göstermek gerekiyor. Çocuk büyüdükçe ilgilendiği uygulamalar, ulaşmak istediği bilgiler, hatta sanal oyunlar olabilir. Bunlar birlikte gözden geçirilebilir, kullanım süreleri ayarlanabilir. Cep telefonları ise ergenlik dönemine kadar bir çocuğun hayatında elzem değildir.” ifadelerini kullandı.

Yetişkinlerin de teknolojiyi doğru kullanma konusunda çocuklara örnek teşkil etmesi gerektiğine işaret eden Yücel, “Çocukları sürekli meşgul tutmak için ellerine tablet tutuşturan ebeveynlerden olmamaya dikkat etmek gerekiyor. Bunun yanında aile için yemek, uyku ve teknoloji saatlerini belirlemek büyük önem teşkil ediyor. Bir ailenin en çok birlikte zaman geçirmeye, etkileşime geçmeye ve gerçek dünyada olup bitenleri deneyimlemeye ihtiyaç duyduğunu unutmamak gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.,

Çocuğum Teknoloji ile Ne zaman Tanışmalı?

Çocuk hikaye kitaplarına buradan ulaşabilirsiniz ..

Kaynak: Hurriyet Çocuk Eğitim 

(0)

Günümüzde tüm Dünya’da önemli bir problem olan çocuk istismarı ülkemizde de çok sık görülen toplumsal bir sorun halini aldı. Tüm Türkiye’yi yasa boğan, sokaklara döken Eylül ve Leyla ne yazık ki ilk acımız olmadıkları gibi hala endişe ile yolunu beklediğimiz kayıp çocuklarımız bulunuyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre 2008-2016 yılları arasında resmi olarak kayıp müracaatı yapılan çocuk sayısı 100 bini geçmiş durumda. Veriler de bu duruma alışmamamızı, çocuk istismarını fiziksel, ruhsal, sosyal, kültürel, ahlaki ve hukuki boyutlarda birçok yönden acilen ele almamız gerektiğini gösteriyor.

 

Continue Reading…

(0)

YAZ OKULU NEYE GÖRE SEÇİLMELİ?

YAZ OKULU NEYE GÖRE SEÇİLMELİ;

Yazın gelmesiyle birlikte yaz aktiviteleri de gündemde yerini aldı.

Peki yaz okulu nasıl seçilir?

İşte yaz okulu seçiminde başlıca kriterler!

Çocukların zamanlarını eğlenceli ve etkin bir şekilde geçirmelerine olanak sağlayan yaz okullarını seçerken nelere dikkat etmek gerektiği konusunda Spor Eğitmeni Funda Öztürk Alban bazı bilgiler verdi.

* Öncelikle güveneceğiniz yaz spor okulunun bağlı olduğu kurumu mutlaka değerlendirin.

* Bulunduğu alandaki fiziki koşullar önemlidir. Güvenliği olan okulları tercih edin.

* Öğrenci kapasitesi önemlidir. Büyük okullarda kontrol zor olabilir.

Önemli olan bir öğretmene düşen öğrenci sayısıdır. Bu da yaş gurupları ve seviyelere göre değişir. Örneğin yüzmede 9 yaşın altında yüzmeyi hiç bilmeyen çocuklarda 3-6 kişilik gruplar, bilen ve 9 yaştan büyük olan çocuklarda 5-10 kişilik guruplar idealdir. Tenis derslerinde ki mantık da aynıdır. Basketbol, futbol veya voleybol gibi branşlarda gurupların biraz daha kalabalık olması gerekir. Bir öğretmen ortalama 10-15 çocukla çalışabilir.

* Görevli spor eğitimcilerinin mutlaka spor eğitimi almış kişiler olması gerekir. Antrenör veya beden eğitimi ve spor yüksek okulu mezunlarının ya da son sınıf stajyer öğretmenlerin görev aldığı okullar tercih edilmelidir.

* Yaz spor okulunun amacı mümkün olduğu kadar çok spor branşını tanıtmak ve sevdirmek olmalıdır. Yüzme, tenis, basketbol, voleybol, futbol, jimnastik, satranç kısacası her branşın kısa temel eğitimi ve oyun formatlı sunumu yaz spor okulu programında idealdir.

* “Bu kadar çok spor yapılır mı?” şeklinde düşünmemek gerekir. Çünkü çocuklar buralarda spor yapmaz, nasıl yapıldığını oyunla öğrenir.

* Okula başlamadan önce yüzme eğitimi alacak öğrencilerin Hepatit A’ya karşı korunuyor olduğunun sorgulanması okul adına önemlidir. Bu konuda anne babaların dikkatli olması, okul sormasa bile çocuklarının aşı takvimini doktorlarına kontrol ettirmesi önerilir.

* Spor okullarında programın temel öğretim ve oyun amaçlı olması gerekir. Antrenman yapılan ve sporcu seçen, çocuğun yeteneğini yargılayan ve belli becerileri zorunlu kılan okullar çocukların eğer yeteneği yoksa spordan soğumasına neden olabilir.

* Yaz spor okulları çocuğun eğitim alırken eğlendiği formatlarda olmalıdır. Eğer özel bir yeteneği varsa zaten eğitmen sporcu olabilmesi için kulüplere yönlendirme yapacaktır.

Kaynak Hurriyet Aile 

(0)

8 gencin azmi dezavantajlı çocuklara umut oldu;

8 gencin azmi dezavantajlı çocuklara umut oldu

Osmaniye’de çocukluk arkadaşı 8 gencin doğup büyüdükleri mahallede kurduğu Karaçay Gençlik Spor Kulübü, dezavantajlı çocuk ve gençlerin kötü alışkanlıklara yönelmesini engellemeyi amaçlıyor.

OSMANİYE – MUZAFFER ÇAĞLIYANER

Osmaniye’de faaliyet gösteren Karaçay Gençlik Spor Kulübü, futbol eğitiminin yanı sıra çeşitli sosyal etkinlikler düzenleyerek suç oranının yüksek olduğu bölgelerdeki dezavantajlı çocuk ve gençlerin umudu oldu.

Karaçay Mahallesi’nde doğup büyüyen 8 çocukluk arkadaşı, 10 yıl önce henüz üniversitede öğrenciyken dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocuk ve gençleri sporla kötü alışkanlıklardan uzak tutmak amacıyla Karaçay Gençlik Spor Kulübü’nü kurdu.

Öncelikle sadece 15 kişinin kulübe katılmasını sağlayan arkadaşlar, tek tek evleri dolaşarak ailelerini ikna ettikleri çocuk ve gençlerin spora yönlendirilmesini sağladı.

Günden güne büyüyen spor kulübü, aradan geçen 10 yılın ardından 200’den fazla lisanslı futbolcu sayısına ulaştı. Kulübün Osmaniye 2. Amatör Lig’de mücadele eden Karaçay Gençlik Spor futbol takımı, mahallenin gençlerinin vazgeçilmez adresi oldu.

Kulübün kurucularından, futbol takımın antrenörlüğünü de üstlenen Soner Yiğit Karabay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, suç oranının fazla olduğu bölgede doğup büyüdüğünü ve çocukluk yıllarının zorluklarla geçtiğini söyledi.

Hiçbir sosyal ve sportif imkanlarının olmadığını, mahalledeki toprak sahada futbol oynamaya çalıştıklarını dile getiren Karabay, “Üniversitede öğrenciyken birlikte büyüdüğüm 7 arkadaşımla bizim yaşadıklarımızı çocukların yaşamaması için kulüp kurmaya karar verdik. Amacımız dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocuklara farklı alternatifler sunabilmek. Gençliğimizde çok fazla alternatif göremedik. Kendimizi sosyalleştirebileceğimiz, spor yapabileceğimiz olanaklarımız yoktu. Biz de bu sebeple yola çıktık.” diye konuştu.

Evi kulüp binası oldu

Karabay, kulübün sadece futbol öğretme amacıyla kurulmadığını dile getirerek, “Futbol eğitiminin yanı sıra çocuklarla fikir kulüpleri oluşturduk. Tiyatro, drama ve müzik enstrüman kursları düzenledik. Evimi kulüp binası haline getirdik ve içinde kurduğumuz kütüphaneden de isteyen herkesin faydalanabilmesini sağladık.” dedi.

Takım oyuncularından 14 yaşındaki Ömer Can Kabiş de 6 yaşından beri kulüpte olduğunu belirterek, “Takımla maçlar oluyor, tiyatro ve drama derslerine katılıyoruz. Ara ara sinemaya gidiyoruz. Hayal edemeyeceğimiz şeyleri yapma şansı bulduk. Çok mutluyum. Sportif olarak da başka takımlardan beni çağırdılar ancak hiçbirine gitmedim. Burası, bu mahalle benim mahallem benim ailem.” ifadesini kullandı.

Muhammed Ersin Dere ise mahallede suça bulaşma olasılığının fazla olduğunu, kulübün bu açıdan çok büyük önem taşıdığını dile getirerek, sporun okul ve sosyal hayatına çok olumlu katkı sağladığını kaydetti.

Muhabir: Muzaffer Çağlıyaner

Kaynak : Anadolu Ajansı 

Çocuklarınız için en güzel hikaye kitapları için buraya tıklayınız,

(0)

Çocuklar kaybolmuyor kaybediliyor

Çocuklar kaybolmuyor kaybediliyor,

YAKAD Başkanı Özbilici, özellikle tatillerde ve bayramlarda daha sık yaşanan kayıp çocuk vakalarına ilişkin ailelere uyarıda bulunara, “Sizin dalgın olduğunuz bir an, onlar için büyük bir fırsattır. Çocuklar kaybolmuyor, kaybediliyor” dedi.

Son haftalarda Türkiye’nin farklı illerinde meydana gelen kayıp çocuk vakaları, ailelerin bu konuda alması gereken önlemler ve dikkat etmeleri gereken hususları gündeme getirdi.

Kayıp vakaları üzerine 1992 yılından beri çalışmalar yürüten Yakınlarını Kaybetmiş Aileler Derneği (YAKAD) Başkanı  Zafer Özbilici, ailelerin bu üzücü olaylarla karşılaşmamaları için dikkat etmeleri gereken noktalara değindi.

Özbilici, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çocuklarla ilgili kayıp vakalarının kendi isteğiyle kaçan çocuklar ve kaçırılan çocuklar olmak üzere ikiye ayrıldığını söyledi.

Kendi isteğiyle kaçan çocukların, genellikle aile içindeki huzursuzluktan dolayı bulundukları ortamı terk ettiklerini anlatan Özbilici, “Şiddet, baskı, maddi sıkıntılar, üvey baba, üvey anne dayağı gibi sıkıntılardan kurtulmanın yolu çocuk için bazen evden kaçmak olabiliyor. Ülkemizde de geçmiş yıllardaki rakamlara baktığımızda da çok sayıda çocuğun evlerini terk ettiğini görüyoruz.” dedi.

Özbilici, geçmişte bazı çocukların ise dilendirilmek ya da evlat edinmek için kaçırıldığı düşünülürken, günümüzde pedofili hastalarının da akla gelebildiğini anlattı.

Çocuk kaçırılma olaylarının genellikle bayram ve tatil dönemlerinde arttığını belirten Özbilici, “Çünkü tatillerde çocuklar parklarda, sokaklarda daha çok gezerler. Tatillerde insanlar birbirlerine daha çok gidip gelirler.” ifadelerini kullandı.

“Ailelerin dalgınlığından yararlanıyorlar”

“Sizin dalgın olduğunuz bir an, onlar için büyük bir fırsattır” diyen Özbilici, ailelere şu uyarılarda bulundu:

“Çocuklar kaybolmuyor, kaybediliyor. Ne yazık ki biz çocuklarımızı kaybediyoruz. Kaçan çocuklarda da kaçırılan çocuklarda da durum farklı değil. Bizim dikkatsizliğimiz, bizim ilgisizliğimiz, bizim yüzümüzden çıkan diyalog sorunu çocuklarımızı evden kaçırtıyor ya da ilgilenmememiz onların kaçırılmasına sebep olabiliyor. Bu sebepten dolayı aileler çocuklarıyla daha fazla diyalog içinde olmalı. Diyalog, çocuğun kaçırılmasını, kandırılmasını engelleyebilir.”

“Çocuklarınızın saç telini saklayın”

Özbilici, kayıp çocuk vakalarını aydınlatmada yardımcı olacak unsurlara da değinerek, “Çocuklarınızın son fotoğrafı elinizin altında olsun. DNA açısından kökünden kopmuş saç telini, parmak izini, varsa röntgenlerini atmayın. Özellikle kökünden kopmuş saç telini nemsiz bir ortamda muhafaza edebilirsiniz.” diye konuştu.

Çocuklar herhangi bir şekilde kaybolduktan sonra yapılacak arama çalışmalarına çocukların giysilerinin önemli katkı sağladığını vurgulayan Özbilici, “Zaman zaman çocuklarınızın giysilerini yıkamayı erteleyin. Çünkü çocuk kaybolduğu zaman arama çalışmalarında kokuya duyarlı iz sürme köpekleri kullanılıyor. Kamera sisteminin olmadığı, insan sirkülasyonunun az olduğu yerlerde giysiler çocukların bulunmasına büyük katkı sağlar. Çocuklarınızın güzergahını beraber belirleyin. Ebeveyn muhakkak plan içinde olmalı. Hangi yolu kullanacağını muhakkak anne bilmeli, üzerindeki son kıyafetleri mutlaka aklında tutmalı.” diye uyarıda bulundu.

“Çocuklara yabancı mesafesini öğretmeliyiz”

Zafer Özbilici, çocuklara yabancı mesafesinin öğretilmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Yabancı mesafesini ihlalden sonra çocuklar pedofili hastalarının kurbanı oluyor. Çocuk orada yabancı mesafesini bilse, pedofili hastalarından ürker, hisseder, bağırmayı tercih eder. Her ebeveyn, çocuklarına yabancı mesafesini öğretmeli. Yabancı insanlardan herhangi bir şey almaması, yabancı bir kişinin onunla iletişim kuruyorsa ailesiyle paylaşması gerektiğini çocuk bilmeli. Çocuklar ayrıca yakınlarının bile mahremiyet sınırı olduğunu bilmeli.”

Özbilici, ailelere “asla bu olay benim başıma gelmez” diye düşünmemeleri uyarısında da bulundu.

 

Kaynak : Çocuklarımızın güvenliği haber 

(0)

1. Çocuk istismarı yaygın mı?

Yaygınlığı tam olarak tespit etmek zor çünkü hem yetişkinler hem çocuklar için sorması ve konuşması zor bir konu. İçinde yaşanılan toplum çocukların konuşmasını ve kendilerini ifade etmelerini kısıtlayıcı olduğu ölçüde bu daha da zorlaşıyor. “Çocuğun dediğine inanılır mı?” şüpheciliği sorunun çeperini anlamamızı engelliyor.

Ama 2008’de Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu ve UNICEF ortaklığında yapılmış bir araştırma 7-18 yaş arasındaki 1,886 çocuk ile yapılan görüşmelerde bu çocukların yüzde 3’ünün son 12 ayda cinsel istismara uğradıklarını göstermiş, ki bu da çok nadir rastlanan bir durum olmadığına işaret.

2. Çocuklara taciz ve tecavüz hangi çevrelerden geliyor?

Çoğunlukla çocuğun tanıdığı ve belirli bir seviyede güvendiği büyüklerden geliyor.

3. Taciz konusunda farkındalık yaratmak için çocuklara ne, nasıl öğretilmeli?

Çocuklara herhangi birisi onlara istemedikleri şekilde dokunduğunda veya onların kendilerine/başkalarına dokunması istenildiğinde “hayır” demeyi öğretmeliyiz.

Konuşmaya başladıkları yaşlarda çocuklara tüm vücut parçalarının adı öğretilirken, göz, kulak, burun gibi “özel bölgeleri”nin de adları öğretilmeli. Bu bölgelerin anatomik olarak düzgün isimlerinin öğretilmesi ve “takma” veya “oyun” isimler kullanılmaması çocuğun bir sorun yaşadığında yardım istediği yetişkinlerle doğru anlaşabilmesi için önemli. Takma isimlerle konuşan bir çocuğun neden bahsettiği öğretmen veya polis gibi onu yeterince tanımayan yetişkinlerce anlaşılmayabilir.

Herkesin olduğu gibi onların da bazı “özel” vücut bölgeleri olduğu, bu bölgelerin adlarının ne olduğu, buralara kimlerin ne şartlarla nasıl dokunabileceği anlatılmalı ve bu sınırları korumaları için yüreklendirilmeliler.

İstismara uğrayan çocuklarda fiziksel belirtiler neler?

  • 1. Genital bölge veya ağız çevresinde ağrı, renk değişimi, kanama
  • 2. Tuvalet yaparken birden çok KEZ rastlanan ağrı
  • 3. Tuvalet eğitimi ile alakasız alta kaçırma

4. Kaç yaşından itibaren öğretmeye başlamalılar? Çocuklara ne söylenmeli?

Olabildiğince erken çünkü her yaşta çocuk istismar mağduru olabilir. Konuşmaya ve isteklerini anlatmaya başladıkları 2 yaşı civarı vücut parçalarının isimleri öğretilerek güvenmedikleri, istemedikleri zaman özel bölgelerine dokunulunca “hayır” demeleri öğretilmeli.

Güvenli, tehlikeli gibi kavramları anlamaya başladıkları yaşlarda konu “vücut güvenliği” üzerinden basit ve somut cümlelerle anlatılabilir. Örneğin: “Seninle vücudunun güvenliği hakkında kısa bir konuşalım istiyorum. Hepimizdeki gibi senin de vücudunda bazı özel bölgelerin var. Bunlar iç çamaşırlarının kapattığı yerlerin. Buralarına güvenmediğin kişilerin dokunmasına hayır diyebilirsin, sana kızmayız. Bazen bazı yetişkinler, ki bunlar tanıdığın, sevdiğin büyüklerin de olabilir, bu güven kurallarını bilmeden sana dokunabilirler ve bu seni rahatsız, üzgün veya garip hissettirebilir. Böyle bir şey olduğunda “hayır, dokunma” de. Sonra da gel bunu bana -veya çocuğun güvenli yetişkini kim olacak ise ona- anlat, olur mu? Böylece biz hem seni koruyabiliriz hem de o yetişkine güvenlik kurallarını söyleyebiliriz.”

Burada çocuğu korkutmamak, olan bir olayı anlattığında birilerinin cezalanmasına sebep olacağını düşündürtmemek önemli. Çünkü maalesef çoğu zaman istismarın kaynağı çocukların tanıdığı ve sevdikleri yetişkinler arasından çıkıyor ve çocuklar konuşarak onlara zarar vermekten korkuyor veya çekinebiliyorlar.

İstismara uğrayan çocuklarda duygusal belirtiler neler?

  • 1. Geceleri uyku sorunları, kabuslar
  • 2. Öfke patlamaları
  • 3. Bazı mekan veya kişilerden korku
  • 4. Kendine zarar verme davranışları
  • 5. Evden ya da okuldan kaçma
THINKSTOCK

5. Çocuklar ve yetişkinler arasındaki fiziksel temasta kurallar neler?

Ebeveynlerin de çocuklarının vücut sınırlarına her zaman saygılı davranması önemli. Çocuğa sormadan veya onun itirazına aldırmadan istediğimiz gibi çocuklara dokunmamalıyız. Çocuk istemese de öpmek, sarılmak, mıncıklamak, gıdıklamak, okşamak gibi… Bu dokunuşlar hiçbir istismar içermese de çocuğa kendi vücudu üzerinde etkisi ve hükmü olmadığını öğretir ve çocuk istismara kırılgan olur. Bugün kafasını okşayan yarın özel bölgelerini okşadığında çocuk ona hayır deme, karşı koyma, kendini savunma gücünü kaybeder.

Ayrıca böyle bir olay olduğunda gidip konuşabilecekleri, onları susturmayacak ve onları istismarcıdan koruyacağına güvendikleri bir yetişkin olduğunu bilmeliler. Böyle bir olayı anlatırlarsa cezalandırılmayacaklarını, onların sözüne güvenileceğini onlara anlatmak önemli. Bir çocuk için böylesi bir olaya maruz kalmaktan sonraki en kötü şey yaşadığı kötülüğü anlattığında kimsenin onu dinlememesi, ciddiye almaması ve savunmamasıdır.

6. Çocuğun taciz veya tecavüze maruz kaldığının ipucunu verebilecek olan davranışlar ve fiziksel belirtiler neler?

Tüm sayacaklarım genelde aniden ve başka bir açıklama olmaksızın (hastalık, ailede sorun-boşanma, taşınma, ölüm vb) ortaya çıkarsa dikkatli olmak gerekli. Ayrıca bunlardan biri değil birkaçının birden gözlenmesi gerekir:

  • Çocuğun normalinin dışında içe kapanıklık veya huysuzluk
  • Geceleri uyku sorunları, kabuslar
  • Yaşının gerisinde bazı davranışlara dönüş (tuvalet eğitimli bir çocuğun yatak ıslatması gibi)
  • Öfke patlamaları
  • Bazı mekan veya kişilerden ani korku/çekinme
  • Yemede değişim (azaltma veya çoğaltma)
  • Cinsel organlar hakkında yaşının ötesinde ani bilgi veya tanım artışı (yeni argo kelimeler gibi)
  • Oyuncakları ile oynarken yaşının ötesinde bilgide cinsel hareketler ile oynaması
  • Kendine zarar verme davranışları (kesme, saç yolma, v.b.)
  • Evden/okuldan kaçma
  • Genital bölge, anus veya ağız çevresinde ağrı, renk değişimi (çürüme gibi) veya kanama
  • Tuvalet yaparken ağrı (birden çok defa)
  • Tuvalet eğitimi ile alakasız alta kaçırma

7. Karaman’daki örnekte çocuklar ailelerinden uzakta kalıyor. Bu durumda aileler nasıl önlemler alabilir? Çocuklarıyla nasıl iletişim kurmalı ki, günlük hayatta gözlemleyemeyeceği bu durumu anlayabilsin?

Bu ailelerin çocuklarını evden göndermeden önce yukarıda örneğini verdiğim gibi bir konuşmayı yaşa uygun detayda yapmaları çok önemli. Karaman’daki örnekte çocuklar 10’lu yaşlarda yani “özel bölgeler” ve “rahatsızlık verici dokunuş” kavramlarını rahatlıkla anlayacak yaşlardalar. Burada sorun çocukların olayın uygunsuzluğunu kavraması değil, bu konuyu bir yetişkine anlattıklarında çocukların anlatılarına güvenileceğini bilmemeleri, buna güvenmemeleri ya da güvenememeleri. Çocuklar böylesi bir olayı anlattıklarında kendilerinin cezalandırılmayacaklarını bilmeli, onlara kızılmayacağına güvenmeliler ki bu da çocuğa açıkça anlatılıp söylenirse ancak olur.

Ayrıca ailesinden uzakta yaşayan çocukların aileleri ile iletişim kanallarının açık, iletişimin sık ve sorunsuz olması gerekli. Yani çocuk veya ebeveyn rahatça birbirlerini arayabilmeli, özel konuşmalar yapabilecekleri bir ortam onlara sağlanmalı. Ebeveynlere çocuklarını sıkça ziyaret etme imkanları sağlanmalıdır.

8. Ebeveynler çocuklarına yönelik bir taciz veya tecavüzden şüphelenirse ne yapmalı?

İlk olarak çocukları ile sakin ve güvenli bir ortamda onları korkutmadan konuşabilirler. Sakince onlara son günlerde hoşlarına gitmeyen şekilde dokunan veya hoşlarına gitmeyen şeyler yapmaya zorlayan birileri olup olmadığı sorulabilir. Konuşmayı kendiniz sakinliğinizi koruyarak yapamayacağınızı düşünüyorsanız bir ruh sağlığı profesyonelinden (psikolog veya psikiyatrist) yardım alabilirsiniz. Çocuğun ilk açıklamasına verilen tepki çok önemlidir:

  • Çocuk sakin bir şekilde; panik olmadan, telaşa vermeden, sinirlenmeden dinlenmeli,
  • Çocuğa inanılmalı, kendisine olanların onun suçu olmadığı anlatılmalı. Bu gibi olayları söylemek çocuklar için hiç kolay olmaz. Olanları anlatırlarsa:
  • İstismarcılarının onlara zarar vereceğinden
  • Ebeveynlerini üzüp kızdıracaklarından
  • Ailelerinin kaosa itilip dağılacağından (özellikle de tacizci aile üyesi ise)
  • Ailelerinden koparılacaklarından korkarlar

Çocuk, tacizcinin ona tekrar zarara vermesi ihtimaline karşı korunmalıdır.

Bu noktada adli makamlarla iletişime geçmek gerekir. Çocuğun olası tıbbi sorunlarının tedavisi için tıbbi yardım alınırken bir ruh sağlığı profesyoneli ile iletişime geçerek mağdur çocuğun değerlendirilmesini ve gerekli görülen desteği almasını sağlamak önemlidir.

Unutulmaması önemli olan nokta şudur: üstü kapatılarak veya olmamış gibi yaparak çocukların böylesi ciddi bir olayın üstesinden gelmesini beklemek yarardan çok zarar verecektir. Susmak veya susturmak yaraları derinleştirirken konuşmanın iyileştirici olduğunu ve çocuk istismarı konusunda yetkin psikoterapist desteğinin iyileşmeyi hızlandırıcı olduğunu biliyoruz.

Olayın açığa çıkması sonrasında çocuğa adli süreçler konusunda bilgilendirme yapmak gerekir. Ona nasıl bir süreç yaşanacağını önden basitçe anlatmak süreci daha az sorunlu yaşamasına yardımcı olacaktır.

Çocuğun ailesi tarafından sevilmeye devam edildiğinin hatırlatılması, olanların onun suçu olmadığı ve ailesinin onu sevmeye devam ettiğinin çocuğa açıkça söylenmesi iyileşmenin başlaması için son derece önemlidir.

 

Kaynak : Çocuklarımızı Nasıl Korumalıyız

(0)
X
WhatsApp Whatsapp Hızlı Erişim